| 29 Temmuz 2009
Bu günlere gelmemde pay sahibi olan, beni yetiştiren annem Aşili ve Babam Katip Hasan Efendi'ye şükran ve minnet hislerimle ithaf ediyorum.
Ali AYTEKİN
Emekli Öğretmen
SUNU
Bu Kitabın yazılmasındaki amaç, gelecek nesillere bir belgesel bırakmaktır. Köyüm Mevlütlü'nün tarihini, coğrafyasını, geleneklerini-göreneklerini yaşatmak ve geleceğe taşımaktır. Ben köyümü ve köylümü çok seviyorum. Şairin dediği gibi "Orda bir köy var uzakta, / O köy bizim köyümüzdür.
Bu kitap ilk öğretmenlik yıllarımdan günümüze değin kişilerden, dergilerden, kitaplardan, halkbilimi ile ilgili bilgilerden oluşmuştur. Kitaptaki istatistiki bilgiler 1974 yılı verilerine göredir. Değerlendirmeyi ona göre yapmak gerekir.
Yaptığım araştırmalarda bana yardımlarını esirgemeyen, bilgi aktaran başta babam Katip Hasan Aytekin ile aydın din adamı Ömer Hoca'ya (Erdem) teşekkürü görev bilirim.
Kitabın mutlaka eksikleri vardır. Ben en mükemmelini yaptım iddiasında değilim. Karınca kararınca geleceğe bir kaynakça bırakabilmişsem kendimi mutlu sayacağım.
Bu konuda bir ilk olmanın haklı gururu ile elimizdeki derlemeyi gerçekleştirdim. Benden sonra iyi, daha iyi, en iyi ve mükemmeli yapılacaktır.
15 Mayıs 1998
Ali AYTEKİN
Emekli Öğretmen
TARİHÇESİ
Mevlütlü Köyü; Oğuz Türklerinin (Horasan) Boyundan Aydın havalesine gelen Sarıkeçili Yörüklerinden Mevlütoğlu Mustafa tarafından kurulmuştur. Aydın yöresinden gelen Mevlütoğlu ve obası, şimdiki hayrat denilen köyün 2,5 km. batısındaki mezarlığın üst tarafına yerleşmişler.
Mevlütoğlu çok sert mizaçlı bir kişiymiş. Kırda iki koyun çobanının yan yana gelerek konuştuklarını görürse, çobanları sorguya çeker, azarlar ve dövermiş. Bu nedenle oba halkı Mevlütoğlu’ndan çok korkar, ama bir şey de yapamazlarmış. Mevlütoğlu öldükten sonra, halk öç almak için mezar taşına silahla ateş ederlermiş. Mezar taşı şimdi bile iyi incelendiği zaman mermi izlerine rastlamak mümkündür.
Mevlütlü Köyü, 1839 yılında kurulmuştur. Köy, Hayrat'tan sonra köyün doğu tarafına, eskiden Hacı Musa Damı denilen, Şimdiki adı Hacı Hüseyin Yurdu olan yere taşınmış. İlk kurulduğu zaman Koraşıöreni denilmekteymiş. Bir söylentiye göre, Koraşı Köylüleri, kendilerini diğer komşu köylerin zulmünden korusunlar diye bu oba halkını ve Bey'ini davet ederek Mevlütlü Köyünün kurulmasını istemişler.
KÖYÜN ADI
Köy, Mevlütoğulları tarafından kurulduğu için, köye MEVLÜTLÜ adı verilmiştir. Oğuz Türkleri, boyları birleştiren kişilerin isimlerini bazı boy ve bölüntülere ad olarak vermişler. "Mevlütlü" adı da bunlardan birisidir.
KURUCULARI
Ömerağa, Karacaoplu Hatip (Kurban), Deli Hüseyin, Hacı Veli Çakal, Hacı Gökçe (Horasan) ve Hacı Halil.
Mevlütoğlu Mustafa'nın mezarlığı şimdiki Hayrat mezarlığındadır.
Cami, 1884'te yapılmış, 1891'de minberi işlenmiş. Daha sonra eski cami yıkılarak, yerine şimdiki cami yapılmıştır. (1963)
Koca Çeşme dediğimiz şimdiki çeşme 1903'te yapılmıştır. Hayrat Çeşmesi ilk yapılan çeşmedir. Hayrat Çeşmesi ilk önce "Toprakçukuru" na yapılmış, daha sonra Yunak Saray Köyünden Hacı Nufel tarafından Hayrat'a taşınmıştır.
İki Yörük iddialaşmışar; - O, Toprakçukuru'na çeşme yaptırırsa, ben de köye yaptırırım diyen Çelebioğullarından Mehmet gökkaş ve Karısı Teslimecik köy çeşmesini yaptırmışlar. Toprakçukuru'na ilk çeşmeyi yaptıranın ismi bilinmiyor, Köydeki çeşme iki defa büyük tamirat görmüştür.
Köyün kuzeyinde, Büyük Mezarlık ve Aşağı Kuyular tarafına Frigyalılar zamanında bir köy varmış. Bu medeniyetin kalıntıları halen mevcuttur. Karakayaların orada Frigyalılar zamanında taş ocakları varmış. Bu ocaklarda kadınlar için siyah taşlardan bilezik, küpe kolye gibi süs eşyaları yapılırmış. Ayrıca bu taş ocaklarında evler için sütun ve köşe taşları yapılırmış. Buralardan çıkarılan tarihi eserler kşehir Müzesindedir.
COĞRAFYASI
Köyün üç tarafı (Doğu, Kuzey, Güney) Bozdağları ile çevrili olup, Batı tarafı düzlüktür.
Kuzeydoğusunda Koraşı Köyü, batısında Akşehir Gölü, Güneybatısında Pazarkaya Köyü ve Güneyinde Tuzlıkçu Kasabası Vardır.
Doğusunda Topakkaya, Yazılıtaş, Kızılkaya; Güneyinde Turgutağılı, Karakayalar; Güneyinde Bağtepesi, Meydantepesi, Sekmeç tepeleri ile çevrilidir.
ULAŞIM
Akşehir'e uzaklığı 30 km.'si asfalt, 3 km şose yol olmak üzere 33 km.dir. Konya'ya 168 km. Tuzlukçu'ya 14 km. Koraşı'ya 2,5 km. uzaklıktadır.
NÜFUSU
1935 nüfus sayımına göre 195 erkek, 194 kadın olmak üzere 398 kişidir. 1970 sayımına göre 801 kişidir. Hane sayısı 195'tir.
EKONOMİ
Halkın kaynağı, tarla tarımı ve hayvancılıktır. Kuru tarım yapılmaktadır. Akşehir gölü sulama projesi gerçekleştiğinde sulu tarıma geçilicektir.
Buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi taneli bitkiler ekilmektedir. Son zamanlarda mercimek, kimyon, anason gibi bitkiler de ekilmeye başlamıştır. Kumsal alanlarda bağcılık yapılmakta, kavun, karpuz ekilmektedir.
Ekili alan 24.818 dekar, mera 9.840 dekardır. Köyde 33 traktör, 5 biçer, 15 mimzer, 6 vanvay, 18 diskaro, 7 dizik 25 pulluk ve 13 saman makinesi vardır. Köyde 6 kamyon, 3 ticari olmak üzere 5 taksi vardır.
Hayvancılık ve arıcılık ta yapılmaktadır. 380 büyük baş, 2000'e yakın küçükbaş hayvan mevcuttur. 65 tane karakovan vardır.
Akşehir gölü sınır olmasına rağmen balıkçılık ve gölün su bitkisi olan kamış ve hasırotundan yeteri kadar yararlanılmamaktadır. Gölden su kuşu avcılığından yararlanılmaktadır. Yabankazı, ördek, karabatak mevcuttur. Dağ ve ovasında tavşan, kınalı keklik, bıldırcın ve tilki avcılığı yapılmakyadır.
İDARİ DURUM
Köy, ilk kuruldupunda Suldandağı İlçesi Üçkuyu Kasabasına bağlı bir mahalleymiş. Daha sonra Ahşehir İlçesine bağlı bağımsız muhtarlık olmuş.
ŞİMDİYE KADAR MUHTARLIK YAPANLAR
Hacı Musa (Danaveli'nin babası), Gedik Ali Cesur, Mustafa (çıtıpıtı Yusuf'un babası), İsmail Ağa, Ömer Hoca Erdem, Gökhasan, Mıstı, Mustafa Uysal, Karabıyığın Mehmet (Kambur İsmet'in Babası), Yeşil Ali (Özkan), Mehmet Ali Altun, Mehmet ACAR( Dilli), Süleyman Sarı (Kelağa), Hasan Özpulat (Gökkızın Hasan), Mustafa Sarı (Keloğlan), Mehmet Çınar (Imılı), Nalbant Mehmet Çınar, İbrahim Çınar (Guru), İsmail Cesur (Çil İsmail), Mehmet Karaman (Ankaralı), Mehmet Uysal (Çomu), Musa Yılmaz, Hüseyin Öncel, Ömer Sarı, İbrahim Çınar, Osman Salman, Celil Çınar, İbrahim Sarı, İbrahim Özpulat (İbriş)
Köy evleri genellikle taş ve kerpiçten çamurla yapılır. Üstü ağaç, balaşır, kamış, ve toprakla örtülür. Son zamanlarda damların saçaklarına bir sıra kiremit döşenmektedir.
Evlerin hemen hemen hepsinde sarnıç ve su kuyusu vardır. Bu sarnıç ve kuyular yağmur suyu ile doldurulur.
Köyün ortak malları; 9.840 dekar mera, 5 sınıflı bir okul, 2 çeşme, 8 doğal su kuyusu, 2 mezarlık, mülkiyeti köye ait kahvehaneler.
EĞİTİM VE KÜLTÜR
Okul 5 sınıftır. 1946'da Devlet-Köylü işbirliği ile yapılmıştır.19682de büyük bir tamir görümüştür. Bahçe duvarı yapılmıştır.Halkın %80'i okuma yazma bilmektedir. 1974 yılına kadar 174'ü kız, 2592'u erkek olmak üzere 433 öğrenci diploma almıştır.
19742'E KADAR ÖĞRETMENLİK YAPANLAR
Mehmet Karaman (Eğitmen), Mehmet Kavak, ferruh Alpay, Tahir Coşkun, Abdurrahman Bayar, Muammer Soydan, Ahmet Koç, (Vekil), Hilmi Düzgün, Zekai Möroydar, Erdoğan Saraççı,
Zeki Cezair, Hüseyin Poyraz, Ayşe Nazlı, Ali Aytekin, Mustafa Ersoy, Aslan Çakır, Necdet Yılmaz, Sebahattin Atlı (Vekil) Sabri Aytekin ( Vekil), Cihat Şanlı, Mustafa Ufacık, Erdinç Goncü, Nedim Taner, Mustafa Dedik, Orhan Alparslan, Sami Korkmaz, Ceyhan Küçüksaraç, Kadir Yavuz, Emin Erdoğdu (Vekil), Mehmet Selçuklu (Kuş).
İLKOKUL ÜSTÜ ÖĞRENİM YAPANLAR VE MESLEKLERİ
- İbrahim Acar (Polis enstitüsü, Em. Emniyet Müdürü),
- İbrahim Özen (Orta Sanat, emekli Astsubay),
- Mustafa (ayhan) Erdem (Orta Ziraat, Çiftçi),
- Ali Baran (Ortaokul, Astsubay),
- Ömer Altun (Orta Sanat Memur),
- Mustafa Erdem (Meslek Lisesi, işçi),
- Ali Aytekin (Tekniker, Öğretmen)
- Ali Aytekin (Meslek Lisesi, Teknisyen),
- Ahmet Erdem (Meslek Lisesi, Teknisyen),
- İsmail Acay (Orta Sanat, Astsubay),
- İbrahim Sandal (Ortaokul, PTT Memuru),
- Veli Demirçelik (Ortaokul, çiftçi)
- Ali CEMİL Çınar (Meslek Lisesi),
- Abdil Çiçek (Ortaokul, Astsubay)
- Veli Kural (Meslek Lisesi),
- İbrahim Ünal (Meslek Lisesi),
- Baki Sarı (Meslek Lisesi),
- Mehmet Ali Özbay, (Ortaokul, işçi),
- Veli Özbay (Eğitim Enstitüsü, Öğretmen)
- Mustafa Selek (Ortaokul, İşçi),
- Gönül Altun (Sağlık Meslek Lisesi, ebe),
- Hasan Karaman (Üniversite, öğretim üyesi),
- Mustafa Ünal (Meslek Lisesi, İşçi)
- Mustafa Sarı (Öğretmen okulu, Öğretmen),
- Muharrem Yıldırım (Üniversite, Subay),
- Muharrem ÇOBAN (Meslek Lisesi),
- Abdurrahman Aytekin (Meslek Lisesi),
- Cezmi Aytekin (Meslek Lisesi, Astsubay),
- Mehmet Aytekin (Ortaokul, Astsubay),
- Osman Çınar (Meslek Lisesi, Memur),
- Mustafa Acar (Ortaokul, Polis),
- Orhan Özbay (Ortaokul, işçi)
- Mustafa Kural (Ortaokul, Memur),
- Mehmet Erdem (Meslek Lisesi),
- Mehmet Ali Uysal (Orta Sanat)
- Yusuf Özpulat (Ortaokul, Memur),
- Asım Büyükköroğlu (Üniversite, Mühendis),
- Mehmet Altuntaş (Meslek Lisesi),
- Mustafa Ünal (Lise)
- Cemil Türk (Meslek Lisesi),
- Nazife Çınar (Meslek Lisesi),
- Abdülmelik Çınar (Şengün) - Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi, Emekli Emniyet Amiri)
- Seahattin Kural (Lise, polis),
- Fatma Aytekin (Üniversite, Öğretmen),
- Haziran Sarı (meslek Lisesi),
- Mehmet Karaman (Ortaokul),
- Mustafa Ali Karaman (Lise, Memur),
- Durmuş Ak (Lise),
- Süleyman Kural (Ortaokul),
- Yeter Ak (Meslek Lisesi),
- Nazife Özpulat (Meslek Lisesi),
- Mehmet Demirçelik (Ortaokul),
- Yusuf Özlü (Ortaokul, Memur)
- Veli Özdemir (Ortaokul)
- Süleyman Yıldızbaş (Eğitim Enstitüsü, Öğretmen),
- Fatma Özlü (Üniversite, psikolog),
- Elif Karaman (Ortaokul),
- Süleyman Yıldızbaş (Ortaokul),
- Gürsel Karaman (Ortaokul),
- Sabit Mutlu (Ortaokul, Astsubay),
- Mehmet Çınar (Ortaokul)
- Havana Uysal (Üniversite, Öğretmen),
- Mehmet Uysal (Üniversite, Doktor)
- İbrahim Erdem (Eğitim Enstitüsü, Öğretmen),
- Musa Yıldırım (Meslek Lisesi, Astsubay),
- Ali Baki Çağlayan (Endüstri Meslek Lisesi, Astsubay)
Köy kahvehanesine her gün iki tane günlük gazete alınmaktadır. Ayrıca köyde her gün gazete alan 4 kişi vardır. Köyde 3 televizyon, 124 radyo vardır.
GELENEKLER-GÖRENEKLER
ARİFE GÜNÜ
Arife günü, öğleden sonra çocuklara adak hazırlanır. Adak; Yağlıufak, şeker, üzüm, incir, fıstık gibi yiyeceklere denir. Çocuklar adaklarını bir çanağa koyarak mezarlığa giderler. Öğle namazından çıkan bir kaç büyük mezarlığa gelir, çocuklara eşit olarak dağıtılır. Çocuklar üç defa "Allah, Allah... " diye bağırırlar. Daha sonra çocuklar, yakınlarının mezarlığını ziyaret ederek bilenler dua ederler ve mezarın üzerine adak koyarlar.
İkindi namazından çıkan erkekler imamla birlikte topluca mezarlığa giderler. Burada imam, Kuran-ı Kerim okur, hep birlikte dua edilir. Daha sonra mezar ziyareti yapılır.
- DİNİ BAYRAMLAR
Evlerde bayram hazırlıkları yapılır. evler temizlenir, boya ve badanaları yapılır. Bayram namazından önce evlere yemek hazırlanır. Bayram namazından çıkan erkekler, evlerde hazırlanan yemekleri köy odalarına veya bazı evlere götürürler. Orada erkekler topluca yemek yer ve bayramlaşırlar. Daha sonra 7'den 70'e çoluk-çocuk, kadın-erkek, topluca yaşlıların ve hastaların evlerini ziyaret ederek bayramlaşırlar. Çocuklara para ve şeker verilir. Sonra akrabalar ve komşular arası bayramlaşmalar yapılır.
- NİŞAN TÖRENLERİ
Genellikle görücü usulü ile evlenilir. Arada kaç-göç de olur. Uygun bir kıza dünür gidir. Söz kesilir. Takılar konuşulur, alınacak giyecekler ve nişan günü birlikte saptanır. Oğlan evi tarafından kadın veya kızlar görevlendirilerek, köy halkı nişana davet edilir.
Nişan günü halk kız evinde toplanır. eskiden helva ve yemek ikram edilirdi. Şimdilerde ise büyük sofra sinileri içinde fıstık, lokum, şeker, bisküvi, gofret gibi çerez ikram edilir. Oğlan evinden gelin kıza getirilen bohça ortaya getirilir. Erkek tarafından bilen birkaç kadın bohçadaki giysileri dua ile gelin kıza giydirirler. Gelin kız ve yenge (klavuz), büyüklerin ellerini öperler. Eli öpülenler gelin kıza para verirler.
Kadınlar kendi aralarında heng yaparlar. Def çalarak yöresel türküler eşliğinde yöresel oyunlar oynanır.
- DÜĞÜN TÖRENİ
Kız ve erkek tarafı birlikte düğün gününü saptarlar. Düğün hazırlıklarına başlarlar. Düğünde kesilecek hayvanlar alınır, davulcu (orkestra) tutulur, okular hazırlanır ya da davetiyeler bastırılır. Bir hafta önce konak yemeği yedirilir. Bu yemeğe, düğüne dışarıdan gelecek misafirlerin verileceği akraba ve komşular davet edilir. Akrabalara mendil, havlu, kumaş gibi okular verilir. Diğerlerine davetiye gönderilir. Eskiden yakın akrabalara bir top kumaş gönderilirdi, onlar da karşılığında koç getirilirdi.
Oku: Düğüne davet için hısım-akrabaya kumaş, havlu, mendil, diğer komşulara kibrit, şeker dağıtımıdır. Oku dağıtılacak bir ya da iki erkek, okuları halı heybelere koyarak, yaya ya da atla komşulara, akrabalara okuları dağıtırlar.
Düğünler üç gün devam eder. Genellikle Cuma günü başlar, Pazar günü sona erer. Cumartesi günü kına gecesi, Pazar günü gelin almasıdır.
Düğüne gelen komşu ve misafirlere düğün yemeği verilir. Düğün yemeği, genellikle çorba, haşlama et, bulgur pilavı, hoşaf ve helvadır. Düğünün kınası günü bazı evlerde konak (oturak) olur. Buralarda yemek yenir, içki içilir, oturak çalgı eşliğinde yöresel oyunlar oynanır. bazı zengin düğünlerinde güreş ve at yarışları yapılır. eğlence için adamdan deve yapılır, gece gelini yapılır. Komşu köylerden gelin almaya gelenlere darağacına asma, araba bindirme, pulluğa koşup tarla sürdürme, dayak atma kuyruk denilen bitkinin tozundan yapılan ilaçla iğne yapma gibi eziyetler yapılır. Düğünü yönetene "Bayrakçı" denir. Düğünün kınası günü eskiden at arabasıyla, şimdilerde ise traktör, kamyon ve taksilerde öğleden önce oğlan evine gelirler. Öğle namazından sonra kadın-erkek, çoluk çocuk bu vasıtalara binerek kız evine kınaya gidilir. Kız evinde kapı tutma vardır. Gelin kızın akrabaları kapıyı açmazlar. Oğlan babası para vererek kapıyı açtırır. Başka bir gelenek, oğlan tarafından gelenlerin şapkaları kapılır. Daha sonra parayla bu şapkalar kurtarılır. Son zamanlarda gelin ve damada takı takma geleneği başlamıştır. eskiden takı takma da yoktu, içki içme de.
MEVLÜTLÜ'DE KONUŞULAN YEREL SÖZCÜKLER
Gavurga: Buğday ve bulgurun yağsız olarak saçta kavrulmasından elde edilen eğlencelik. İçine genevir de katılır.
Zıllam : Temelli
Cice: Yenge
Böle: Teyze, dayı çocuğu (kuzen)
Dastar: Kadın başörtüsü
Çeş: Buğday, arpa, çavdar, yulaf taneleri yığını
Badas: Harman yerindeki taşlı, topraklı buğday, arpa, çavdar
Ebe: Nine, babaanne, anneanne
Culuk: Hindi
Gumpir: Patetes
Gede: Her şeye karışan
Göde: şişman, göbekli
Gücüngenmek: Gücenmek
İngi: Ağrı
Yağlıufak: Yufkanın bölünerek, tavada tereyağı ile kavrulmasından elde edilen yiyecek
Adak: Yağlıufak, şeker, üzüm, incir, fıstık gibi yiyecekler
Övendire: Ucunda sivri çivi olan değnek
Gireği: Pazar günü
Dernek: Çarşamba günü
Aralık: Salı günü
Aylak: İşsiz- güçsüz, bış kişi
Gelik: Gelmiş
Gari: Artık (Hadi gari gel)
Fistan: Kadın elbisesi
Hinci: Şimdi
Muşmul: Helal, İslami kurallara göre kesilmiş hayvan
Yoğgutaş: Damların topraklarını sıkıştırmak için silindir şeklinde yapılmış ince taş
Alarkeç: Sürünün önünde giden, gösterişli kılavuz keçi
Gen: Boş kalmış ve ot kaplanmış tarla
Opsa: Nadas edilmemiş tarla
Gaga: Ağabey, ağa
Bizimoğlan: Kardeş, arkadaş
Emişik: Kardeş olmayıp aynı kadını emen kişiler (süt kardeşleri)
Genere: Haylaz, yaramaz
Enik: Köpek yavrusu
Guluk: At yavrusu
Gurk: Kuluçkaya yatacak tavuk
Dambaş: Damın (evin) üstü
Bödük: Havuç
Oku: Nişan ve düğün davetiyesi (Mendil, havlu, kumaş)
Noda: Üstü toprakla örtülü saman yığını
Hanay: İki katlı ev
Göleç: Suni su birikintisi, gölet, gölcük
Alağız: Müzevir, ispiyoncu
Mıcıklı: Şüpheli, hileli iş
Çiyin: Omuz
Çelemek: Hayvanların zehirli ot yiyerek ölmasi
Gubaşmak: Karşılıklı birbirine iş yapmak, imece
Keşik: Sıra ile
Haranı: Derin tencere
Dığan: Derşn olmayan tencere
Sındı: Makaz
Gıc: Bıçak
Güre: Kuvvetli, dinç
Aygıt: Alet
Harım: Bahçe, avlu
Keşik: Yağlı ya da yağsız süzme yoğurttan yapılan katık (deriye basılır bir tür peynir)
İldi: Dokundu
Cah: Hayret ifadesi
Üleşme: Paylaşma, bölüşme
Hındı: Şimdi, elan
Heng: Kadınların nişan, düğün ve bayramlarda def çalarak, türkü söyleyerek oynamaları, eğlenti
YÖRESEL YEMEKLER
Topalak keşkah, bulamaç, papara, yağlıufak, topça, sermeç, bezdirme, kakaç (gözleme), buğday tarhanası, çılbır, gavurga, calla (bulgur pilavı ile ayran karışımı)
MEVLÜTLÜ'DE KULLANILAN LAKAPLAR
Çomuçavuş, Sağırali, Gırtlak, Sivrisinek, Keşelek, Gavuz, Pate, İbris, Şamlı, Gıcırali, Imılı, Guru, Jokey, Boklu, Bolboku, Takkeli, Çenesiz, Uzun, Zöbü, Tuluk, Kulaksız, Yirik, Kırbaş, Takırdak, Kırgız, Erat, Şaralop, Holuç, Kambur İsmet, damaksız, Tıngır, Badalak, Işılak, Sadiri, Arap, Deli Hasan, Çıngıllı, Pala Paşa, Çiti Kadir, Köroğlan, Koyungöz, etçavuş, Suludede, Çakırali, Gökdede, Aşili, Hacıdede, Camgöz, Üçüncü, Ukulu, Kelcir, Badak Veli, Göbek, Köşe, Ebili, Havıcık, Burunsuz, Ali Gazete, Dana Veli, Öcüpis, Göğü, Çeğrez, Kula, Kara Mustafa, Habılık, Yumuk, Kemesçe, Keçe Musa, Şadı, Hotak, İmiş, Kokuş.
MEVLÜTLÜ'YE ÖZEL DEĞİŞLER
"Elemeden yoğurmuş, inlemeden doğurmuş."
"Ölüsü olan üç gün, delisi olan her gün ağlar."
"Ayır, buyur."
"Balsız arı, kocasız karı insana sarar."
"Kadın var külü aş yapar, kadın var unu taş yapar."
"Fakirin eteğine gavurga dökmüşler, bülüğüm yandı diye döküvermiş."
"Koçun kuyruğu, koça yük olmaz."
BAZI YANLIŞ İNANINÇLAR
* Bebekler ölmesin ve korkmasın diye salıncağına, yatağına makas, bıçak koyarlar.
* Düğünde damat ve sadıç dama çıkar. Damat gelinin tepesine ve halka çerez saçar.
* Bir kişi felç olduğu zaman, uğrağa uğramış derler.
* Ateşle oynamak iyi sayılmaz.
* Temriye denilen cilt hastalığı, ocak olan kişiye okutulur.Keziban Karaman Cumartesi günü temriye olan yere okur ve tükürür.
*Çöpleme denilen cilt hastalığına tutulan kişi de ocağa gider, hasta ocakta okunur, süpürge ile afsunlanır, iyi olacağı inancı vardır.
* Boğmaca olan çocuk delikli taştan geçirildiğinde iyi olacağı inancı vardır.
*Albastı : İki loğusa kadın bir evde ya da başka bir yerde karşılaştığı zaman bebeklerin hastalanacağı inancı vardır.
* Çocukları olup ta sürekli ölen aileler, çocuklarını hiç çocuğu ölmemiş aileye bağlatır, onun ismi verilir. Bebeklerinin bir daha ölmeyeceği inancı vardır.
* Çocuğa nazar değmesin diye çocuğun omzuna nazarlık boncuk veya iğde ağacı takılır.
* 52. Gecede ölü yemeği yenir.
* Kuduz hayvan tarafından ısırılan kişi, Tuzlukçu’da okutur. Bu hastalıktan korunacağı inançtır.
TESLİMECİK FIKRALARI
- Burada “Teslimecik” bir simgedir. Hiçbir kişi kastedilmemektedir. Aşağıdaki fıkralar yaşanmış olaylardır.
*************
Bir Ramazan günü Teslimecik;
- Haydin iftar olmadan akşam namazını kılıverelim demiş.
*************
Vaktin birinde Teslimecik ile kocası Akşehir’e giderler. Dondurmacıdan birer külahlı dondurma alarak yemeye başlarlar. Doğal olarak dondurma külahı kırılır.
Teslimecik şöyle der;
Herif dondurmanın kabı kırıldı, ne yapacam?
*************
Teslimecik kevgire salata yapar.
*************
Teslimecik ile kocası Akşehire giderler. Kocası Teslimecik’e;
- Şurada biraz bekle, benim uğrayacağım bir yer var, der. Teslimecik’in durduğu yer, bir lokantanın önüdür. Garson çıkar Teslimecik’e;
- İçeri buyurun masamız var, masaya oturun der.
Bunun üzerine Teslimecik lokantaya girer, ayakkabılarını çıkarır, güzelce masanın üzerine oturur.
*************
Teslimecik’lere komşulşarı misafirliğe gelirler. Sık gelen komşularıdır. Teslimecik misafirlere çay ikram eder. Teslimecik’in kocası çay kaşıklarını beğenmez. Teslimecik’e;
- Niye yeni çay kaşıklarını getirmedin? Der. Teslimecik şöyle cevap verir;
- O kaşıklar misafir kaşığı.
*************
Mevlütlü Köyünde kadınlar erkeklerin önünden geçmezler. Bu, saygısızlık olur.
Teslimecik ile kocası Akşehir’e giderler. Bir kaldırımdan başka bir kaldırıma geçeceklerdir. Kocası karşıya geçer. Teslimecik bekler. Kocası Teslimecik’e seslenir.
- Ne bekliyorsun, niye gelmiyorsun? Der. Teslimecik;
- Erkeklerin önünü mü keseyim? Ne derler sonra? Der.
*************
SONSÖZ
Çocukluğu en geri, en iptidai yerlerde geçen gençlerimizin, Ankara İstanbul ve İzmir gibi servet ve devlet şehirlerine gelince; derhal gözleri kamaşıyor, hemen benliklerini kaybediyorlar; köylerini, ailelerini unutuyorlar. Hot sosyetenin garden ve kokteyl partilerinin müdavimleri haline geliyorlar. Mesela köyünde kaval çalan bir çocuk, bu şehirlerde münevver ve asri fahişelerin kavalyesi oluyorlar.
Osman Yüksel SERDENGEÇTİ
Geçmişi, yaşanmış bir olgu yerine, geleceğe ışık tutan bir ayna olarak değerlendirirsek, Mevlütlü Köyü Belgeseli Kitabının, bu gün yaşayanlara neler verdiğini ve yarın yaşayacaklara neler verebileceğini daha iyi ifade etmiş olabiliriz.
Ali AYTEKİN
ÖZGEÇMİŞ
6 Mart 1942 yılında Mevlütlü Köyü’nde doğmuşum. İlk öğrenimimi köyümde yaptım. 1958-1959 öğretim yılında Akşehir Erkek Sanat Enstitüsü, Demirci Bölümünü bitirdim. 1960 yılında Konya Akşam Tekniker Okulu Makine Bölümünü kazanarak bu okula başladım ve 1963 yılında mezun oldum. 1959 yılında 8 ay Karabük Demir Çelik Fabrikalarında çalıştım. 2 Eylül 1963 yılında Yozgat İli Sarıkaya İlçesi Hisarbey Köyü İlkokulunda Yedek Subay öğretmenliğe başladım. 10 Mayıs 1965’te bu görevden ayrılarak, temel askerlik eğitimimi yapmak üzere Sivas Temeltepe’ye gittim. 10 Ağustos 1965’te askerlik görevimi tamamlayarak köyüme döndüm. Şimdiye kadar öğretmenlik yaptığım yerler sırasıyla; Mevlütlü Köyü, Çöğürlü (Mennik) Köyü, Kundullu Köyü, Mevlütlü Köyü, Akşehir Tipi Mahallesi, Devrim İlkokulu ve Cumhuriyet İlkokuludur.
30 yıl hizmetten sonra 16 Şubat 1993’te emekli oldum.
Kurt: “çok çoban konuşurken, ah tek çoban çekişirken iş kolay, ah tek çoban baş belası…” dermiş.
Sarıkeçili Atasözü




